menu Menu

[vc_row][vc_column][vc_tta_accordion][vc_tta_section title=”1. Gün” tab_id=”1526915582391-0f5edf2f-eab7″][vc_column_text]

AYVALIK SÜRÜŞ ROTASI – 1. GÜN – ESKİ AYVALIK

Ayvalık ve çevresi doğa, tarih, kültür, sanat ve lezzet zenginliğinin iç içe geçmiş beraberliğinin yaşandığı, eşsiz güzellikte bir yer. Nefis hatıralar ile döndüğümüz tadı damağımızda kalan Ayvalık baharını bir de bizden dinleyin istedik…

İstanbul’dan Subaru Outback’imize atlayıp 5 günlük Ayvalık – Cunda – Kozak – Bergama keşiflerimiz sırasında, denizin kıyısındaki dingin ve sıcacık otelimizde enfes gün batımlarına şahit olduk, harika lezzetler tattık, gerçekten özel insanlar tanıdık, özgün mekanlar gördük ve adanmışlık hikayeleri dinledik. Ve gördük ki, hayatta hiçbir şey, denizin üzerinde güneşin yansımalarından, her yeri beyaza boyamış papatyalardan, veya pırlanta yürekli, samimi ve kalender insanlardan değerli değil…

Bahar’da Ayvalık tabii ki bir başka güzel. Doğa size zaman zaman çiçek denizleri veya dolu ile gelen bembeyaz battaniyeler gibi, hiç tahmin etmediğiniz sürprizler de sunabiliyor. Bizim için en güzel sürpriz, günlük güneşlik başlayan günümüzde, yavaş yavaş gelen bulutlar eşliğinde tırmandığımız Ma’adra Şarapevinde tadım yaparken başlayan dolu ile, 45 dakika sonra etrafın bembeyaz olması idi. Bu sayede sanki bağlar kar altındaymış gibi büyülü bir manzaraya şahit olduk. Bağyüzü köyüne gitmek üzere yola çıkmak üzere aracımıza gittiğimizde üzerinde 3-4 parmak bembeyaz kar varmış gibiydi. Gelirken 17 derece olan hava sıcaklığı ise 3 dereceye düşüvermişti. Biriken dolular ile kaplı yollarda ilerlerken etraftaki köyleri, vadileri bembeyaz bir örtü altında seyretmek ayrı bir keyifti. Doğa ana bize aynı gün içinde iki farklı mevsimi yaşatmayı başardı.

Çamlar ile Deniz arasında bir nostalji: Ayvalık

Oksijen dolu mis gibi tertemiz hava, masmavi gökyüzünde şekilden şekle giren pamuk gibi bulutlar, güneşin yakmadan ısıtan, daha keskinleşmediği için her yeri yumuşacık aydınlatan nefis ışığı, aşağıda pırıl pırıl lacivert deniz, tepede yemyeşil dev çam ormanları, tarihi taş evlerin dizildiği labirent sokaklar, bahçelerde pembe ve beyaz çiçeklerle bezenmiş baharlar, eflatun erguvanlar, kapı önlerinde renk renk sardunyalar ve akşam sefaları, güneşe uzanmış kediler, ev önüne park etmiş traktörler, sokaklarda oynayan çocuklar, kapı önü sohbet eden komşular, gelen geçene selam veren nineler, kahvede dedeler… Yağmur sonrası taze toprak kokusu, denizin kıyısında kıyıya hafifçe vuran şıpır şıpır dalga sesi… Ayvalık gerçekten çamlar ile deniz arasında bir nostalji…

Kasaba dışına adımınızı atar atmaz etraf fıstık yeşili çimenlerin üzerine bir battaniye gibi örtülmüş beyaz papatyalar ve sarı çiğdemler… Gelincik, ıtır, ballıbaba, yaban gülleri, iğde çiçeklerinin renk cümbüşü… Rüzgarla denizden gelen yosun ve iyot kokusuna karışan kekik aromaları… Alabildiğine uzanan zeytinliklerin rüzgarla salınan gümüş yeşil yaprakları… Cunda yollarında mor çiçekler açmış yabani lavantalar, Kozak’a doğru çıktığınızda da dere tepe yükselip alçalan yollarda dev fıstık çamları… Yollarda gezinen inekler, koyunlar, otlayan atlar… Göletlerde toplanmış flamingolar… Buralar gerçekten baharda adeta bir doğa harikası.

Ada Ruhlu Ayvalık

Ayvalık’ta tam bir ada ruhu var. Herkes birbirini tanıyor, günde 5 kez karşılaşıp selamlaşıyor. Yöreliler kalender, geniş gönülllü, bol muhabbetli, samimi insanlar. Herkes güleryüzlü, yardımsever, dayanışmacı, misafirperver. Ziyarete gelenlere yardımcı olmak için ellerinden geni yapıyorlar. Bir soruyorsunuz, bin işitiyorsunuz, ancak iyi anlamda. Yol mu tarif edilecek en detaylısı, bir anıt hakkında bilgi mi soruldu tarihinden hikayesine tam teşekküllü… Zeytincisinden sabuncusuna, tatlıcısından bakkalına, pazarcısından esnafına, mandırasından kahvesine, herkes yaptığı işi seviyor. Kuşaklardır devam eden baba mesleği, aynı mahallede aynı ev, aynı komşular, aynı kahveler, aynı deniz, aynı gökyüzü, bildikleri sevdikleri yaşamları bu. Hırslar, yapmacıklıklar, rant hesapları karışmamış, bulandırmamış masum kasaba yaşantısını.

Bir yörenin geçim kaynağı halkının sosyolojik ve psikolojik profilini tanımlar derler ya, kuşaklardır zeytinci olan Ayvalıklılar, zeytinin toprağa kök saldığı gibi köklenmişler memleketlerine. Boşuna dememişler zeytin için yaşam ağacı diye, yaşamlarına ve topraklarına sahip çıkıyor Ayvalıklılar da, yabancılara sat, çık-git demiyorlar.

Görkemli Bir Tarih ve İhtişamlı Rum Evleri

Ayvalık 18. ve 20. Yüzyıllar arasında çok zengin ve güçlü bir liman ve kültür kentiymiş.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecinde, bağları, bahçeleri, zeytinlikleri ve tarım alanları ile son derece verimli olan Ege bölgesinde Foça ve Ayvalık, 1773 yılında Cezayirli Hasan Paşa’nın fermanı ile özerklik kazanmış. Ve bağımsız yönetim bölgesi olmanın getirdiği vergi muhafiyetleri ve ticari ayrıcalıklar sayesinde çok gelişmiş liman şehirleri haline gelmişler.
Fabrikalarında üretilen sabunları, zeytinyağları, bağlarında üretilen şarapları, eski değirmenlerde öğütülen buğdayı, tabakhanelerde temizlenen derileri ile Ege’nin en zengin yerleşim bölgesi haline gelen Ayvalık’ta, deniz ticaretinin hacmi o kadar büyümüş ki limanı yılda 600 geminin uğradığı, gümrüğü de yılda binlerce kişinin ayak bastığı bir binaya dönüşmüş. Dünyaya açılan ticaret kapısına dönüşen şehirde, İngiltere, Norveç, İtalya, Avusturya-Macaristan, Fransa ve Yunanistan konsoloslukları açılmış.

1922’ye kadar devam eden bağımsızlık döneminde Yunanistan’dan akademisyenler ve sanatçılar Ayvalık’a göç etmiş ve Ayvalık Ege’nin kültür ve sanat merkezi haline gelmiş. Şehirde 1803 yılında kurulan Ayvalık (Kidonia) Akademisi, felsefe, filoloji, mantık, fizik-kimya, matematik, heykel, resim dallarında 600 öğrencisi ile Doğu’nun en büyük akademisi olarak ün salmış.
O dönemde Ayvalık’ta Rum nüfusu Türk nüfusunun 100 katıymış. Zaten şehir, zeytin, sabun ve deri üretimi ve ticaretinde hep daha ön planda olan Rumlar sayesinde zenginleşmiş. Varlıklı bir Rum yerleşkesi olması sayesinde mimarisinden, mutfağına Rum kültürü Ayvalık’a miras kalan bir değer olmuş. (Kemal Anadol’un Büyük Ayrılık romanı, bu dönemin hem tarihsel, kültürel, ekonomik boyutlarını, hem de Rumlar ile Türkler arasında yakın ilişkilerin akibetini çok güzel anlatan bir belgesel roman) Günümüzde Ayvalık sokaklarını gezerken gördüğünüz görkemli tarihi evler işte bu zenginlikten beslenen geleneğin birer yansıması. Eski Ayvalık’ın daracık sokaklarında, iki-üç katlı sarımsak taşı duvarlı, ahşap iç mekanlı, neo-klasik mimarideki tarihi Rum evlerinin hala kapılarının üzerindeki alınlıklarda yapım tarihlerini, taşa nakşedilmiş halde görebiliyorsunuz. Pencereler, kapılar, cumbalar, kapı tokmakları, süslemeler, hepsi zarif ve ince bir işçilik ürünü. Hepsi Anıtlar Kurulu tarafından koruma altında olan yaklaşık 3800 ev, kilise, zeytinyağ, sabun ve deri fabrikası gibi orjinal Rum mimarisindeki tarihi binalar, Ayvalığı Türkiye’nin en görkemli ve güzel korunmuş Rum yerleşimi yapıyor.

Kurtuluş Savaşından sonra mübadele döneminde Yunanistan’dan gelen Makedon, Boşnak, Midillili ve Giritli Türkler, Ayvalık’a özgü tarihi yerleşim dokusunu bozmadan hayatlarını evlere, zeytinliklere, sokaklara, sofralara yerleştirmişler.

Ayvalık Tarihi

Ayvalık’ta yerleşime dair ile kalıntılar, İ.Ö. 1500 yıllarında Yunanistan’ dan gelen Aiol kavmine ait. Çanakkale’den Gediz’e kadar Midilli dâhil, Aiol’ların sahil ve adalarda kurdukları 12 kentten birisi imiş Ayvalık. Yakın tarihte ise Kydonia adıyla bilinen Ayvalık, M.Ö. 330’lerden itibaren Roma ve Bizans uygarlıklarının, 15. yüzyıl ortalarından itibaren ise Osmanlı egemenliğinde yaşamış. I. Dünya Savaşı sonrası İzmir’in İşgali ile birlikte 29 Mayıs 1919’da Yunan egemenliğine girmiş. İşgal sonrası Anadolu’da ilk kurşun 172. Alay Komutanı Yarbay Ali Çetinkaya tarafından Çamlık Tepesinde atılmış. Bu işgal 15 Eylül 1922’ye kadar sürmüş ve 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması’nda belirtilen Türkiye-Yunanistan mübadelesi maddesi gereğince, Ayvalık’taki Rumlar’ın yerine, Girit, Makedonya, Boşnak ve Midilli Türkleri ilçeye yerleştirilmiş.

Coğrafya ve Konum

Ayvalık Midilli Adası’nın tam karşısında kurulmuş. Kuzeydoğusunda Gömeç, Güneydoğusunda Kozak, güneyinde Dikili ve Bergama, batısında ise Ege Denizi bulunuyor. Ayvalık’ın tam karşısında ise Yunanistan’ın Kuzey Ege Adaları coğrafi bölgesinin yönetim merkezi olan Midilli şehri çıplak gözle görülebilecek yakınlıkta. Ayvalık’ta dağlar denize dik uzandığından kıyılar girintili çıkıntılı. Bu kıyılar boyunca burunlar ve irili ufaklı birçok koylar meydana gelmiş. Bu burunların uzantısı olan, denizine serpilmiş 22 adadan oluşan Ayvalık Takım Adalarının bir kısmı çam ormanları ve zeytinler ile kaplı. Hepsi birer doğa cenneti olan bu tabiat parkı 18 bin hektarlık bir alana yayılıyor. Kızıl mercanlara da ev sahipliği yapan sualtı yaşamının zenginliği, dalışçıları her sene bu adaları çevreleyen denizlere çekiyor. Ayvalık, 1964’ten bu yana anakaraya Türkiye’nin ilk en uzun köprüsü ile Lale Adası’na bağlı. Bu ufak ada da, Ayvalık Takım Adalarının en büyüğü olan Cunda Adası’na Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü ile bağlanmış.

Ayvalık Balıkesir’in bir ilçesi. Her ne kadar Balıkesir Marmara Bölgesi’nde olsa da, Ayvalık bir Ege Bölgesi ilçesi.

  • İstanbul (Avrupa yakası)’dan Ayvalık araba ile 433 kilometre, sürüş yaklaşık 5 saat
  • İzmir‘den Ayvalık arabayla 155 kilometre ve sürüş yaklaşık 2 saat.
  • Çanakkale‘den Ayvalık arabayla 166 kilometre ve sürüş yaklaşık 2.5 saat.
  • Balıkesir’den Ayvalık arabayla 127 kilometre ve yaklaşık 1.5 saat
  • Edremit‘ten Ayvalık arabayla 48 kilometre ve yaklaşık 45 dakika,

Ayvalık Takvimi

  • Haziran ayında Ayvalık Uluslararası Film Festivali ve Ayvalık Milli Kültür Sanat Günleri gerçekleşiyor
  • Ağustos ayında, değerli yazar Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Hanım’ın başında olduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisinde ve Taksiyarhis kilisesinde Klasik Müzik Festivali gerçekleşiyor. Yurt içi ve yurt dışı müzisyenleri ağırlayan AIMA’nın hem bahçesinde hem de konser salonunda konserler, akademik eğitimler gerçekleşiyor. Her sene mutlaka bir İdil Biret konserine ev sahipliği yapıyor.
  • Ağustos ayında ayrıca Ayvalık Fotoğraf Festivali gerçekleşiyor
  • Eylül Ayında gerçekleşen Ayvalık Kültür Sanat Günleri müzikten edebiyata, söyleşiden resim ve fotograf sergilerine, tiyatrodan, dans gösterimlerine birçok etkinliği sanatseverler ile buluşturuyor.
  • 15 Eylül Ayvalık’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu şenlikleri gerçekleşiyor.
  • Kasım ayında Ayvalık Zeytinyağı Hasadı Şenliği gerçekleşiyor.
  • Tüm kış boyunca Sanat Fabrikasında Tiyatro ve Dans etkinlikleri, yaz boyunca’da AIMA’da konserler ve atölye çalışmaları gerçekleşiyor.

Ayvalık 5 Günlük Sürüş Rotalası

Bahar’da deniz mevsimi başlamamış olduğu için Ayvalık, Cunda, Madra Dağları, zeytinci köyleri ve Kozak Yaylası gibi civar keşifleri için Ayvalık’ı kendinize merkez alarak, günübirlik sürüş ve yürüyüş rotaları belirleyip gezebilirsiniz.

Biz denizen kıyısında eski bir zeytinyağı fabrikasından butik otele dönüştürülen Sızma Han’ı kendimize merkez alıp, 5 günlük keşif gezileri yaparak hem müze ve anıtları gezdik, hem de harika lezzet ve şarap tadım, kahve, gün batımı gibi keyif molaları vererek rahatlıkla çevreyi keşfettik,

Not: Ayvalık’ta iken mutlaka bir Pazar deneyimi yaşamanızı öneriyoruz. Eğer ziyaretleriniz Perşembe gününe denk geliyor ise Ayvalık’ta, Cumartesi gününe denk geliyor ise Cunda’da kurulan Pazar’ı sabahtan bir dolaşın. Otların en fazla çeşidi en tazesi Ayvalık civarında: izvinya (yabani kuşkonmaz), deniz fasülyesi, arap saçı (rezene), turp otu, ebegümeci, akkız (şevketi bostan kökleri), cibez, istifno, hindiba (radika), papule, hardal otu, deniz börülcesi, zaho, ısırgan otu, kuzu kulağı, muhliye, kazayağı. Bazılarının ismini ilk defa duyduğumuz bu yabani otun, kimileri taze bırakılarak, kimileri haşlanarak kimileri de kavrularak, yumurtalı izvinya, ahtapotlu akkız, supyalı arapsaçı, kıymalı ebegümeci gibi yemeklere dönüşüyor. Her salatada sıcak ve soğuk mezede, deniz mahsulünde ve et yemeğine mutlaka birisi lezzetini katıyor. Kimileri mevsiminde, kimileri yıl boyunca bulunabilen bu otların, gelinlik kız gibi demetlenerek sergilendiği Ayvalık Pazarları, adeta birer aromatik geçit töreni yaşatıyor.

1.Gün: Ayvalık Sokakları

Ayvalık’a İstanbul’dan Subaru’muz ile 5 saatlik rahat bir yolculuktan sonra, denizin kıyısındaki harika otelimiz Sızma Han’a yerleştik. Ardından ver elini eski Ayvalık, kendimizi tarihi evler ile bezenmiş sokaklara bıraktık.

Ayvalık’ın kara tarafındaki İsmet Paşa Mahallesinde doğru girip, Ayvalığın en güzel taş Rum evlerinin yer aldığı bir Cumhuriyet, İsmet Paşa ve Maraşal Fevzi Çakmak caddelerini bir ileri bir geri yürüyerek dolaşırken harika bir keşfimiz oldu: La Maison de Barbara. Burası bir sanat evi. Eski bir deri yıkama atölyesinden kalma tarihi bina, Şerif Kaynar tarafından satın alınıp, mimar Fırat Aykaç ve tasarımcı Tulya Madra tarafından çelik konstrüksüyon, beton, sarımsak taşı ve zeytin ağacı kullanılarak, 13 metre tavan yüksekliğinde muhteşem bir sanat evine dönüştürülmüş. Şerif Kaynar’ın hayranı olduğu 1930-1997 yılları arasında yaşamış Fransız piyanist şarkıcı Barbara’ya adanmış bu mekan, farklı sanatçılara bir süre çalışma ve yaşama alanı olarak ev sahipliği yapıyor. Yerli ve uluslararası tüm disiplinlerdeki sanatçılara, yazarlara, müzisyenlere, akademisyenlere, kuratörlere ve kreatif kişilere açık olan bu ‘Residency’ programı kapsamında seçici komite tarafından seçilen sanatçılar, 3 Katlı 80m2’lik ana bina, 35m2’lik avlu ve 30m2’lik stüdyo alanında, 5 hafta ile 16 hafta arasında konaklayıp sanat çalışmaları gerçekleştiriyor, ve kendi eserlerinin yanı sıra evden ayrılmadan Barbara temalı bir eser bırakıyorlar. Bu güne kadar Barbara Fuat Çağatay, Seçil Erel, Mahmut Celayır, Aslı Kutluay, Barış Sarıbaş, Larissa Araz’a ev sahipliği yapmış.

(Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi No.162)

Ufacık bir meydanda kahve molası vermek isterseniz adresiniz Kvcii Coffee House. Yine tarihi tek katlı bir Rum taş binasının restorasyonu olan bu keyifli kahve evinde kahvenizi yudumlarken, kavanoz’un kısaltması Kvnz isimli özel tatlılarını da deneyebilirsiniz.

( Cumhuriyet Cad. 4. Sok. No:1)

Diğer çaprazında yer alan Gazozcu Faik’in eski bakkal görünümlü dükkanına bir göz atmayı ihmal etmeyin.

Bir de yolda karşınıza Alef çıkacak sağlıklı organik lezzetlerin yanı sıra paçanga, çin böreği, humus ve günlük lezzetler için uğrayabilirsiniz.

Ardından rota Taksiyarhis Kilisesi Anıt Müzesi. Rumca ‘Baş Melek’ anlamına gelen Taksiyarhis Ayvalık’ın ilk ve en eski kilisesi. Taş duvar ve ahşap sütunlu dış yapısı çok mütevazi olsa da, neo-klasik stilde zarif ve ihtişamlı iç mekanı ve Hz. İsa’nın yaşam hikayesinin anlatıldığı ikonaları oldukça etkileyici. Kilise ilk olarak 15. yy.’da küçük bir kilise olarak inşa edilmiş. 16.y.y. sonu ile 17.y.y. başında bir Rum yerleşkesi olarak Ayvalık epey gelişince, kilise 1753 yılında büyütülmüş. 1844 yılında ise yeniden inşa edilmiş. Ancak birçok deprem geçirmiş olduğun için ilk döneminden geriye eser kalmamış. Bemanın üzerindeki Pavlus ve Petrus’un binanın tanrıya sunumu freskosu ve güney bahçe girişinin üzerindeki 1753 tarihli kitabe, 2. dönemden kalma eserler. Girişin üzerinde yer alan 1844 tarihli kitabe ise kilisenin 3.dönemine ait. Kilise Kurtuluş Savaşından sonra tekel deposu olarak kullanılmış, 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restorasyonu tamamlanmış ve 2013 yılında müze olarak faaliyete geçmiş.

Ayvalık’ta bugün camii olarak işlev gören iki görkemli kilise binası daha var. İlki Saatli Cami. Ayvalık’ın ekonomik olarak en güçlü olduğu dönemlerde 1870 yılında Agios Yannis Kilisesi olarak Rumlar tarafından inşa edilmiş. 1928 yılında mübadele sonrası camiye çevrilip içindeki Hristiyanlık dinine ait freskolar silinmiş. İhtişamlı yapının yüksekliği 24 metre, saatin yer aldığı çan kulesinin yüksekliği 24 metre, ve sonradan eklenen minarenin yüksekliği ise 44 metre. Bahçesindeki çamlar ve çınarların arasında upuzun yükselen çan kulesi ve minare görkemli bir görüntü sergiliyor.

Diğeri ise Çınarlı Camii. Hamdibey Mahallesi’nde doğru ilerlediğinizde Alibey caddesinde yer alan kilise, yine Ayvalık halkının ekonomik ve siyasal yönden en güçlü olduğu dönem olan özerklik döneminde inşa edilmiş ve 1790’lı yıllarda tamamlanmış. 3 dönümlük bir bahçede 600 metrekarelik bir alana Yunan Haçı şeklinde 30 metre yüksekliğinde inşaa edilen kilise gerçekten kocaman ve ihtişamlı bir görüntü sergiliyor. Kilise 1923 yılında camiye çevrilince müezzin mahfili ve mihrap eklenmiş.

Ardından bir Alibey Caddesinin sonuna kadar ilerleyip, meydanda yer alan Şeytanın Kahvesi’nde bir kahve veya koruk suyu içmek için mola verebilirsiniz. Şeytanın kahvesinin isminin bir hikayesi var: Halil sevimli ve hareketli bir çocuktur, çocuk aklı ile Rum kadınlar çalı ateşinde gözleme pişirirken onlara küçük küçük taşlar atar, ama duvarın arkasından attığı için kimse onu göremez. Kadınlar sonunda taşın nereden geldiğini keşfeder ve Şeytan Halil diye çağırmaya başlarlar. Mübadele’den 45 gün önce Ayvalık’a gelen ilk Türk mübadillerden olan Halil bu kahveyi açar. Vefatından sonra çocukları ve torunları kahveyi devam ettirir.

(13 Nisan Cd. No:2)

Hemen yanı başı komuşusu olan Çöp Madam’a mutlaka uğrayın. Ayvalık’a gönül vermiş Kanadalı bir sanatçı olan Tara Hanım’ın başlattığı bu sosyal dayanışma girişimi 10. yılını tamamlıyor. Hiç çalışmayan ve kazancı olmayan Ayvalık’lı kadınlara hem bir meşgale hem de bir gelir sağlayan bu girişimin prensibi şöyle işliyor: Ayvalıklı ev hanımları zaman zaman evlerinde veya atölyede, kumaşlar, cips kağıtları, gazoz kapakları, yem torbaları, un çuvalları gibi geri dönüşüm atıklarını değerlendirerek, çeşit çeşit dekoratif objeler üretiyor ve her ürüne kimin el emeği ise onun ismi konuyor, geliri de o kişiye aylık olarak veriliyor. Bu sayede hem çalışmayan kadınlar ekonomik bir özgürlük kazanıyor, hem de yerel halkın gelen turist ile sadece anlık değil el emeği göz nuru ekolojik hatıralık bir bağı da kurulmuş oluyor.

(13 Nisan Cd. No:2)

Eğer kahve ve tatlı molanızı daha ileride vermek isterseniz Ayvalık’ın en karakterli ve tatlı kafelerinden birisi olan Pino’ya uğrayabilirsiniz. Lezzetleri ve atmosferi çok keyifli. Kahvaltısı için gideni de çok. (13 Nisan Cad. No 27 3.sokak)

Tekrar kendinizi sokaklara vurup, 13 Nisan Caddesi üzerinde ve onu kesen caddelerdeki harika Rum evlerini seyrederek ilerleyip, Merkez Hastane Caddesinden 9. Sokağa inip, yeni restore edilen Ayazma Kilisesini görün. Ayazma, Kemal Paşa Mahallesinde binalar arasında kaybolmuş olan bu tarihi bina, muhteşem bir restorasyon geçirerek Mart 2018’de müze olarak açıldı. İçindeki su kaynağı kutsal ve şifalı kabul edildiğinden Ayazma veya Faneromeni Kilisesi diye anılan kilisenin girişindeki alınlıkta 1890 tarihi yazıyor. Sarımsak taşından Neo-klasik üslüpta inşaa edilmiş kilise, girişindeki Korint tipi dört adet sütunun üzerindeki arşitrav ve üçgen alınlık ile yunan tapınaklarını andırıyor. Zaman içerisinde kilise, zeytinyağı fabrıkası, tütün deposu gibi değişik amaçlarla kullanılan kiliseye, asma kat niteliğinde bir kat eklenmiş. Beşik çatı ile örtülmüş ve çatının kare bölümlerinin her birinin ortasına alçıdan çiçek kabartmaları yerleştirilmiş. Şimdi çok güzel bir restorasyondan geçerek hem ziyarete açılmış hem de konser ve sergi gibi etkinliklere ev sahipliği yapacak.

Ayazmadan sonra Barbaros Caddesi üzerinden geri dönüp, Macaron Mahallesini keşfedin. Türkçe karşılığı Mercanköşk anlamına gelen Latince Marjoram kelimesinden türetilmiş kekik ailesinden bir bitki türü, Rumcada Macaron haline dönüşmüş. Bu mahallede vakti zamanında çok yetiştirildiğinden mahalleye Macaron deniliyor. Ayrıca Girit Mübadilleri tarafından bu bitkiye (kahveye de konulduğu için) ‘‘Kahve kokusu” da denilirmiş. Ayvalık’ın en eski bölgelerinden biri olan Macaron, 100-150 yıllık Neo-Klasik üslupta Sarımsak taşından yapılmış tarihi taş evleri ve dar sokaklarıyla geçmişin izlerini hala yaşatan bir mahalle. Çocukluğumun yazlarının geçtiği, rahmetli babaanne ve dedemin eski Rum evinin olduğu mahalle de burası. Eski aile evinin bulunduğu sokağın başında yer alan Macaron Konağı, Ayvalık’ın eski günlerini canlandıran bir konak. 2014’de burayı gezmiş babacığımın sözleri ile ‘doğduğum sokaktaki bir evin bu kadar güzel restore edilip bir konuk evine çevrileceği, konağınızı gezinceye kadar aklımın ucundan bile geçmezdi’.

Ardından Barbaros caddesi üzerinde ilerleyip, Macaron’un tarihi kahveleri olan Mor Salkım veya Çamlı Kahve’de bir kahve molası veya Macaron Muhallebicisi’nde bir tatlı molası verebilirsiniz.

(Barbaros Cd. 15. Sk.)

Şimdi biraz antikalara göz atma zamanı. Barabros Caddesi 9. Sokaktaki Antikacılar Sokağında yer alan Antiklopedi, Çingene Antik, 1903 Antik ve Cafe S gibi dükkanlarda Eski Rum evlerinden çıkan ahşap, cam, demir mobilya, sehpa, kapı ve objeleri bulabilirsiniz. Canınız tatlı çekti ise cicili bicili şirin bir kafe olan Cafe Caramel’in ünlü irmik tatlısının tadına bakabilirsiniz

(Barbaros Caddesi 9. Sokak)

Ardından sanata, tasarıma ve eğitime destek derneği olan Destek Tasarım Akademisi’ne uğrayın. Film gösterimleri, resim, heykel ve fotoğraf sergileri, müzik dinletileri, söyleşi ve atölyelerin gerçekleştiği, sanatçıların eserlerini bağışladığı koleksiyonun satıldığı ve derneğin işletmesi olan Kafedemia isimli kahve evinden elde edilen gelirlerin derneği desteklediği bu mekan, kültür ve sanata destek olmanız için biçilmiş bir kaftan. (Barbaros Cad. 46-48) Yanı başındaki sokakta yer alan Sanat Fabrikası Tiyatrosu’nda ise tiyatro ve dans gösterimleri gerçekleşiyor.

(Barbaros Cd. 4. Sk. No:2)

Sanat Fabrikasının hemen karşısında yer alan Alpimona’da Aygen Köse’nin yastıkları, el yapımı bez bebekleri ve Füsun Aydınlık’ın el boyama taş ve taş takılarına bir göz atın mutlaka.

Şimdi önce yemek sonra da alışveriş zamanı. Ayvalık’ın köklü lezzet esnafının ve duraklarının bulunduğu trafiğe kapalı Talatpaşa Caddesine girin. Acıktıysanız bir çeşit çeşit çorbaları, börülce, bamya, kabak çiçeği dolması gibi taze günlük zeytinyağlıları ve ev yemekleri inanılmaz lezzetli esnaf lokantası Paşa Çorba’da bir mola verin.

(Talatpaşa Cad. No:14)

Eğer lor tatlısı almak istiyorsanız adresiniz ya İmren Pastanesi ya da Güler Tatlıhanesi. 1946’dan beri lor tatlısı ve lor kurabiye dendiğinde akla gelen ilk yerlerden birisi Güler Tatlıhanesi. En önemli özelliklerinden biri kurabiyelerde karbonat yerine kül suyu, şeker yerine ise üzüm suyu kullanmaları. Midilli Adası’ndan getirdikleri sakız da kurabiyelerine lezzet katıyor. (Talatpaşa Cd. No:34)

Bizim ailemizin lor tatlısı durağı ise İmren Pastanesi. Günlük tazecik yapılan lor tatlısını yazları sakızlı dondurma ile servis ediyorlar ve Ayvalık’ta sakızlı dondurmayı ilk kez yapan yer burası. Damla sakızlı kurabiyeleri de harika.

(Talatpaşa Cd. No:45)

Zeytin, taze lor, Ayvalık sepet peyniri, isli peynir gibi mandıra ürünleri, enginar, sabun ve çam fıstığı alışveriş için ise adres 3 kuşak bir arada Ayvalık’ın lezzet temsilcisi olan Kesebir (Belediye Cad. No:3)

Zeytinyağı alışverişiniz için ise adresiniz Süner Pasajı girişindeki Kürşat. Girit’te Ayorya köyünde uzun yıllar zeytincilik ve zeytinyağcılık ile uğraşmış, Sardunya adasından getirdikleri özel toprak ile yaptıkları sarnıçlarda beklettikleri zeytinyağları Avrupa’nın birçok yerine ihraç etmiş bu zeytinci aile, 1923’de mübadele ile Ayvalık’a yerleşmesi ve 1931’de eski aile geleneklerini devam ettirmek üzere fabrikasını kurmuş. Kuşaklardır devam eden bu özen ve titizliğin ürünü olan zeytinyağları gerçekten çok lezzetli. Her birinin farklı bir hikayesi olan sabunları da harika, Dükkanda ayrıca seramik sofra ve mutfak elemanları, ahşap ürünler, ev tekstil ürünleri de var.(Gümrük Caddesi, Süner Pasajı Girişi)

Şimdi istikamet muhteşem porselen tasarımları ile gönüllerimizi ve sofralarımızı fetheden Santimetre. Tulya Madra ve Fırat Aykaç tarafından kurulan Santimetre’de her biri muhteşem renklerde ve tasarımlarda, nevi şahsına münhasır gündelik kullanıma uygun kahve bardaklarından sütlüklere, kaselerden kupalara, tabaktan sürahiye, harika porselen ürünler var. Az ama öz üretmeyi tercih eden, bu sebeple de ufak adımlarla öğrenerek büyümeyi sembolize eden Santimetre ismini almış. Eskilerden esintiler taşıyan tasarımları ile hikayesi olan objeler yaratıyorlar. Mesela sapı zeytin ağacı dalından oluşan kahve cezvesinin hikayesi mart ayı ve sonrasında yapılan zeytin ağacı budamalarından elde edilen birçok zeytin ağacı dalının yakılmaya terk edilmesine isyanlarından çıkıyor. Bu yaratıcı koleksiyonda bakır cezvelerden plastik kaplara, cam bardaklardan metal içki mataralarına, gümüş tepsilerden emaye ibriklere kadar geniş bir yelpazeye uzanan mutfak ürünlerini porselen olarak ve çeşitli renk seçenekleriyle bulabiliyorsunuz.

(Talat Paşa Cad. Eminzade İşhanı no: 52/2)

Ardından adres Ayvalık’ın en önemli ve değerli kültür durağı Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi. Kısaca AIMA olarak bilinen bina, 1988 yılından bu yana üst düzey müzik eğitimi veriyor. Yerli ve yabancı müzik öğretmenleri tarafından verilen müzik uzmanlık kursları ve ustalık programları düzenliyor. AIMA ustalık eğitimi yanında Ayvalık yöresindeki genç müzik meraklılarının keman, piyano gibi müzik aletlerini çalmayı öğrenmelerini de sağlıyor. Tınçay ve Haluk Barutçuoğlu’nun, müzik okulu olarak kullanılmak şartı ile Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı’na bağışladığı deniz kenarında bahçe içindeki 3 katlı eski Rum evi, değerli Türk yazarımız Sabahattin Ali’nin kızı Prof. Filiz Ali’nin önderliğinde programlarını yürüten ve bağışlar ile yaşayan bir akademi. Keman ve piyano seslerinin eksik olmadığı bina yazları Taksiyarhis Kilisesi ile birlikte Klasik Müzik Festivali kapsamındaki konserlere de ev sahipliği yapıyor.

Son olarak da Sezai Ömer Madra Tarihi Zeytinyağ ve Sabun Fabrikası’nı dışardan görmenizi öneriyoruz. Kuşaklardır zeytinyağı üretimi ve ticareti ile uğraşan Madra Ailesinin dedeleri Sezai Ömer Bey 1919 yılında Midilli adasından Ayvalık’a gelip deniz kıyısındaki yağ ve sabun fabrikasını kurmuş. Şimdi içerisi boş olan bu görkemli bina, zamanında zeytinyağı ve sabun fabrikaları ile dolu olan Sakarya mahallesini gözünüzde canlandırmanız için ideal bir örnek.

Artık Bir kadeh Ma’adra şarabı eşliğinde enfes bir gün batımı izlemek için Sızma Han otele dönmek için doğru zaman. Göl gibi denizin karşı kıyısındaki tepelerine batan güneş, gökyüzünde ve denizin üzerinde sergilediği muhteşem ışık oyunları ile her akşam farklı bir şaheser tablo sunuyor.

Bu kadar yorgunluğun üzerine akşam yemeğini yemek için en güzel adres Sızma Han’ın restoranı. Denizin yanı başında yemek yediğiniz restoranın sunduğu lezzetler köklerini Ayvalık mutfak kültüründen alan ‘yeni nesil’ bir anlayışın eseri. Ve yemek konusunda gerçekten iddalılar. Ne de olsa mutfak Ayvalık’ın en rafine mutfaklarından birisi olan Hane’nin kurucusu Hande Solakoğlu’na emanet. Rakı & balık & meze kültürüne İtalyan esintileri taşıyan menü, deniz mahsülleri ağırlıklı. Fonda tatlı tatlı Leman Sam, Birsen Tezer gibi caz esintileri dinlerken kırlangıç ile balık çorbası, fırında pancar, isli kalamar, deniz mahsüllü risotto, şarap soslu kaburga, 3 gün dinlendirilmiş ayva tatlısı, şarap soslu armut gibi harika lezzetlerin tadına varıyorsunuz. Tabii bir de Ahmet Kaptan’ın akşam tazecik tutup getirdiği istakoz, midye, kalamar, balık ne varsa onu hemen pişirip sofranıza koydukları sürpriz lezzetleri de var.

Yemek sonrası bir içki için ise Babu’ya uğrayabilirsiniz. Dünyayı gezmiş görmüş, zeytini ilk olarak işlemiş Ayvalıklı ressam Bülent Bey’in atölyesine o kadar çok gelen giden oluyormuş ki, sonunda mekanını Arts & Crafts Bar’a dönüştürmüş. Kendi tabloları duvarları süslüyor. Caz, blues ve rock ağırlıklı müzik çalan bar her gece 11:00’de açılıyor

(Gümrük Cad. 2. Sok)

Ayvalık izlenimlerimiz, keşiflerimiz, yörenin mutfak kültürü ve lezzetleri, tarih ve coğrafi bilgileri ve Ayvalık takvimini www.yolculukterapisi.com/ayvalik yazımızda bulabilirsiniz.
Adım adım Ayvalık ve civar keşifleri için detaylı olarak hazırladığımız 5 günlük rota, yeme-içme-tadım ve görülecek yerleri içeren önerilerimizi: www.yolculukterapisi.com/ayvalikrotalar yazımıda bulabilirsiniz.

Ayvalık’ta keşfettiğimiz harika otelleri www.yolculukterapisi.com/ayvalikoteller yazımızda bulabilirsiniz

Cunda’da kalbimizi fetheden Otel, Restoran, Plaj, Sanat ve Alışveriş önerilerimiz ve rehberimizi www.yolculukterapisi.com/cundarehber yazımızda bulabilirsiniz.

Cunda izlenimlerimiz, gezilip görülecek yerleri içeren rota ve adres önerilerimizi http://www.yolculukterapisi.com/cunda/ yazımızda bulabilirsiniz.

Bergama Antik Kenti, Bergama mahalleleri keşiflerimizi, izlenim ve önerilerimizi detaylı olarak www.yolculukterapisi.com/bergama yazımızda bulabilirsiniz.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”2. Gün” tab_id=”1526915582391-69039818-9aaf”][vc_column_text]

AYVALIK SÜRÜŞ ROTASI – 1. GÜN – ESKİ AYVALIK

Ayvalık ve çevresi doğa, tarih, kültür, sanat ve lezzet zenginliğinin iç içe geçmiş beraberliğinin yaşandığı, eşsiz güzellikte bir yer. Nefis hatıralar ile döndüğümüz tadı damağımızda kalan Ayvalık baharını bir de bizden dinleyin istedik…

İstanbul’dan Subaru Outback’imize atlayıp 5 günlük Ayvalık – Cunda – Kozak – Bergama keşiflerimiz sırasında, denizin kıyısındaki dingin ve sıcacık otelimizde enfes gün batımlarına şahit olduk, harika lezzetler tattık, gerçekten özel insanlar tanıdık, özgün mekanlar gördük ve adanmışlık hikayeleri dinledik. Ve gördük ki, hayatta hiçbir şey, denizin üzerinde güneşin yansımalarından, her yeri beyaza boyamış papatyalardan, veya pırlanta yürekli, samimi ve kalender insanlardan değerli değil…

Bahar’da Ayvalık tabii ki bir başka güzel. Doğa size zaman zaman çiçek denizleri veya dolu ile gelen bembeyaz battaniyeler gibi, hiç tahmin etmediğiniz sürprizler de sunabiliyor. Bizim için en güzel sürpriz, günlük güneşlik başlayan günümüzde, yavaş yavaş gelen bulutlar eşliğinde tırmandığımız Ma’adra Şarapevinde tadım yaparken başlayan dolu ile, 45 dakika sonra etrafın bembeyaz olması idi. Bu sayede sanki bağlar kar altındaymış gibi büyülü bir manzaraya şahit olduk. Bağyüzü köyüne gitmek üzere yola çıkmak üzere aracımıza gittiğimizde üzerinde 3-4 parmak bembeyaz kar varmış gibiydi. Gelirken 17 derece olan hava sıcaklığı ise 3 dereceye düşüvermişti. Biriken dolular ile kaplı yollarda ilerlerken etraftaki köyleri, vadileri bembeyaz bir örtü altında seyretmek ayrı bir keyifti. Doğa ana bize aynı gün içinde iki farklı mevsimi yaşatmayı başardı.

Çamlar ile Deniz arasında bir nostalji: Ayvalık

Oksijen dolu mis gibi tertemiz hava, masmavi gökyüzünde şekilden şekle giren pamuk gibi bulutlar, güneşin yakmadan ısıtan, daha keskinleşmediği için her yeri yumuşacık aydınlatan nefis ışığı, aşağıda pırıl pırıl lacivert deniz, tepede yemyeşil dev çam ormanları, tarihi taş evlerin dizildiği labirent sokaklar, bahçelerde pembe ve beyaz çiçeklerle bezenmiş baharlar, eflatun erguvanlar, kapı önlerinde renk renk sardunyalar ve akşam sefaları, güneşe uzanmış kediler, ev önüne park etmiş traktörler, sokaklarda oynayan çocuklar, kapı önü sohbet eden komşular, gelen geçene selam veren nineler, kahvede dedeler… Yağmur sonrası taze toprak kokusu, denizin kıyısında kıyıya hafifçe vuran şıpır şıpır dalga sesi… Ayvalık gerçekten çamlar ile deniz arasında bir nostalji…

Kasaba dışına adımınızı atar atmaz etraf fıstık yeşili çimenlerin üzerine bir battaniye gibi örtülmüş beyaz papatyalar ve sarı çiğdemler… Gelincik, ıtır, ballıbaba, yaban gülleri, iğde çiçeklerinin renk cümbüşü… Rüzgarla denizden gelen yosun ve iyot kokusuna karışan kekik aromaları… Alabildiğine uzanan zeytinliklerin rüzgarla salınan gümüş yeşil yaprakları… Cunda yollarında mor çiçekler açmış yabani lavantalar, Kozak’a doğru çıktığınızda da dere tepe yükselip alçalan yollarda dev fıstık çamları… Yollarda gezinen inekler, koyunlar, otlayan atlar… Göletlerde toplanmış flamingolar… Buralar gerçekten baharda adeta bir doğa harikası.

Ada Ruhlu Ayvalık

Ayvalık’ta tam bir ada ruhu var. Herkes birbirini tanıyor, günde 5 kez karşılaşıp selamlaşıyor. Yöreliler kalender, geniş gönülllü, bol muhabbetli, samimi insanlar. Herkes güleryüzlü, yardımsever, dayanışmacı, misafirperver. Ziyarete gelenlere yardımcı olmak için ellerinden geni yapıyorlar. Bir soruyorsunuz, bin işitiyorsunuz, ancak iyi anlamda. Yol mu tarif edilecek en detaylısı, bir anıt hakkında bilgi mi soruldu tarihinden hikayesine tam teşekküllü… Zeytincisinden sabuncusuna, tatlıcısından bakkalına, pazarcısından esnafına, mandırasından kahvesine, herkes yaptığı işi seviyor. Kuşaklardır devam eden baba mesleği, aynı mahallede aynı ev, aynı komşular, aynı kahveler, aynı deniz, aynı gökyüzü, bildikleri sevdikleri yaşamları bu. Hırslar, yapmacıklıklar, rant hesapları karışmamış, bulandırmamış masum kasaba yaşantısını.

Bir yörenin geçim kaynağı halkının sosyolojik ve psikolojik profilini tanımlar derler ya, kuşaklardır zeytinci olan Ayvalıklılar, zeytinin toprağa kök saldığı gibi köklenmişler memleketlerine. Boşuna dememişler zeytin için yaşam ağacı diye, yaşamlarına ve topraklarına sahip çıkıyor Ayvalıklılar da, yabancılara sat, çık-git demiyorlar.

Görkemli Bir Tarih ve İhtişamlı Rum Evleri

Ayvalık 18. ve 20. Yüzyıllar arasında çok zengin ve güçlü bir liman ve kültür kentiymiş.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecinde, bağları, bahçeleri, zeytinlikleri ve tarım alanları ile son derece verimli olan Ege bölgesinde Foça ve Ayvalık, 1773 yılında Cezayirli Hasan Paşa’nın fermanı ile özerklik kazanmış. Ve bağımsız yönetim bölgesi olmanın getirdiği vergi muhafiyetleri ve ticari ayrıcalıklar sayesinde çok gelişmiş liman şehirleri haline gelmişler.
Fabrikalarında üretilen sabunları, zeytinyağları, bağlarında üretilen şarapları, eski değirmenlerde öğütülen buğdayı, tabakhanelerde temizlenen derileri ile Ege’nin en zengin yerleşim bölgesi haline gelen Ayvalık’ta, deniz ticaretinin hacmi o kadar büyümüş ki limanı yılda 600 geminin uğradığı, gümrüğü de yılda binlerce kişinin ayak bastığı bir binaya dönüşmüş. Dünyaya açılan ticaret kapısına dönüşen şehirde, İngiltere, Norveç, İtalya, Avusturya-Macaristan, Fransa ve Yunanistan konsoloslukları açılmış.

1922’ye kadar devam eden bağımsızlık döneminde Yunanistan’dan akademisyenler ve sanatçılar Ayvalık’a göç etmiş ve Ayvalık Ege’nin kültür ve sanat merkezi haline gelmiş. Şehirde 1803 yılında kurulan Ayvalık (Kidonia) Akademisi, felsefe, filoloji, mantık, fizik-kimya, matematik, heykel, resim dallarında 600 öğrencisi ile Doğu’nun en büyük akademisi olarak ün salmış.
O dönemde Ayvalık’ta Rum nüfusu Türk nüfusunun 100 katıymış. Zaten şehir, zeytin, sabun ve deri üretimi ve ticaretinde hep daha ön planda olan Rumlar sayesinde zenginleşmiş. Varlıklı bir Rum yerleşkesi olması sayesinde mimarisinden, mutfağına Rum kültürü Ayvalık’a miras kalan bir değer olmuş. (Kemal Anadol’un Büyük Ayrılık romanı, bu dönemin hem tarihsel, kültürel, ekonomik boyutlarını, hem de Rumlar ile Türkler arasında yakın ilişkilerin akibetini çok güzel anlatan bir belgesel roman) Günümüzde Ayvalık sokaklarını gezerken gördüğünüz görkemli tarihi evler işte bu zenginlikten beslenen geleneğin birer yansıması. Eski Ayvalık’ın daracık sokaklarında, iki-üç katlı sarımsak taşı duvarlı, ahşap iç mekanlı, neo-klasik mimarideki tarihi Rum evlerinin hala kapılarının üzerindeki alınlıklarda yapım tarihlerini, taşa nakşedilmiş halde görebiliyorsunuz. Pencereler, kapılar, cumbalar, kapı tokmakları, süslemeler, hepsi zarif ve ince bir işçilik ürünü. Hepsi Anıtlar Kurulu tarafından koruma altında olan yaklaşık 3800 ev, kilise, zeytinyağ, sabun ve deri fabrikası gibi orjinal Rum mimarisindeki tarihi binalar, Ayvalığı Türkiye’nin en görkemli ve güzel korunmuş Rum yerleşimi yapıyor.

Kurtuluş Savaşından sonra mübadele döneminde Yunanistan’dan gelen Makedon, Boşnak, Midillili ve Giritli Türkler, Ayvalık’a özgü tarihi yerleşim dokusunu bozmadan hayatlarını evlere, zeytinliklere, sokaklara, sofralara yerleştirmişler.

Ayvalık Tarihi

Ayvalık’ta yerleşime dair ile kalıntılar, İ.Ö. 1500 yıllarında Yunanistan’ dan gelen Aiol kavmine ait. Çanakkale’den Gediz’e kadar Midilli dâhil, Aiol’ların sahil ve adalarda kurdukları 12 kentten birisi imiş Ayvalık. Yakın tarihte ise Kydonia adıyla bilinen Ayvalık, M.Ö. 330’lerden itibaren Roma ve Bizans uygarlıklarının, 15. yüzyıl ortalarından itibaren ise Osmanlı egemenliğinde yaşamış. I. Dünya Savaşı sonrası İzmir’in İşgali ile birlikte 29 Mayıs 1919’da Yunan egemenliğine girmiş. İşgal sonrası Anadolu’da ilk kurşun 172. Alay Komutanı Yarbay Ali Çetinkaya tarafından Çamlık Tepesinde atılmış. Bu işgal 15 Eylül 1922’ye kadar sürmüş ve 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması’nda belirtilen Türkiye-Yunanistan mübadelesi maddesi gereğince, Ayvalık’taki Rumlar’ın yerine, Girit, Makedonya, Boşnak ve Midilli Türkleri ilçeye yerleştirilmiş.

Coğrafya ve Konum

Ayvalık Midilli Adası’nın tam karşısında kurulmuş. Kuzeydoğusunda Gömeç, Güneydoğusunda Kozak, güneyinde Dikili ve Bergama, batısında ise Ege Denizi bulunuyor. Ayvalık’ın tam karşısında ise Yunanistan’ın Kuzey Ege Adaları coğrafi bölgesinin yönetim merkezi olan Midilli şehri çıplak gözle görülebilecek yakınlıkta. Ayvalık’ta dağlar denize dik uzandığından kıyılar girintili çıkıntılı. Bu kıyılar boyunca burunlar ve irili ufaklı birçok koylar meydana gelmiş. Bu burunların uzantısı olan, denizine serpilmiş 22 adadan oluşan Ayvalık Takım Adalarının bir kısmı çam ormanları ve zeytinler ile kaplı. Hepsi birer doğa cenneti olan bu tabiat parkı 18 bin hektarlık bir alana yayılıyor. Kızıl mercanlara da ev sahipliği yapan sualtı yaşamının zenginliği, dalışçıları her sene bu adaları çevreleyen denizlere çekiyor. Ayvalık, 1964’ten bu yana anakaraya Türkiye’nin ilk en uzun köprüsü ile Lale Adası’na bağlı. Bu ufak ada da, Ayvalık Takım Adalarının en büyüğü olan Cunda Adası’na Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü ile bağlanmış.

Ayvalık Balıkesir’in bir ilçesi. Her ne kadar Balıkesir Marmara Bölgesi’nde olsa da, Ayvalık bir Ege Bölgesi ilçesi.

  • İstanbul (Avrupa yakası)’dan Ayvalık araba ile 433 kilometre, sürüş yaklaşık 5 saat
  • İzmir‘den Ayvalık arabayla 155 kilometre ve sürüş yaklaşık 2 saat.
  • Çanakkale‘den Ayvalık arabayla 166 kilometre ve sürüş yaklaşık 2.5 saat.
  • Balıkesir’den Ayvalık arabayla 127 kilometre ve yaklaşık 1.5 saat
  • Edremit‘ten Ayvalık arabayla 48 kilometre ve yaklaşık 45 dakika,

Ayvalık Takvimi

  • Haziran ayında Ayvalık Uluslararası Film Festivali ve Ayvalık Milli Kültür Sanat Günleri gerçekleşiyor
  • Ağustos ayında, değerli yazar Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Hanım’ın başında olduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisinde ve Taksiyarhis kilisesinde Klasik Müzik Festivali gerçekleşiyor. Yurt içi ve yurt dışı müzisyenleri ağırlayan AIMA’nın hem bahçesinde hem de konser salonunda konserler, akademik eğitimler gerçekleşiyor. Her sene mutlaka bir İdil Biret konserine ev sahipliği yapıyor.
  • Ağustos ayında ayrıca Ayvalık Fotoğraf Festivali gerçekleşiyor
  • Eylül Ayında gerçekleşen Ayvalık Kültür Sanat Günleri müzikten edebiyata, söyleşiden resim ve fotograf sergilerine, tiyatrodan, dans gösterimlerine birçok etkinliği sanatseverler ile buluşturuyor.
  • 15 Eylül Ayvalık’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu şenlikleri gerçekleşiyor.
  • Kasım ayında Ayvalık Zeytinyağı Hasadı Şenliği gerçekleşiyor.
  • Tüm kış boyunca Sanat Fabrikasında Tiyatro ve Dans etkinlikleri, yaz boyunca’da AIMA’da konserler ve atölye çalışmaları gerçekleşiyor.

Ayvalık 5 Günlük Sürüş Rotalası

Bahar’da deniz mevsimi başlamamış olduğu için Ayvalık, Cunda, Madra Dağları, zeytinci köyleri ve Kozak Yaylası gibi civar keşifleri için Ayvalık’ı kendinize merkez alarak, günübirlik sürüş ve yürüyüş rotaları belirleyip gezebilirsiniz.

Biz denizen kıyısında eski bir zeytinyağı fabrikasından butik otele dönüştürülen Sızma Han’ı kendimize merkez alıp, 5 günlük keşif gezileri yaparak hem müze ve anıtları gezdik, hem de harika lezzet ve şarap tadım, kahve, gün batımı gibi keyif molaları vererek rahatlıkla çevreyi keşfettik,

Not: Ayvalık’ta iken mutlaka bir Pazar deneyimi yaşamanızı öneriyoruz. Eğer ziyaretleriniz Perşembe gününe denk geliyor ise Ayvalık’ta, Cumartesi gününe denk geliyor ise Cunda’da kurulan Pazar’ı sabahtan bir dolaşın. Otların en fazla çeşidi en tazesi Ayvalık civarında: izvinya (yabani kuşkonmaz), deniz fasülyesi, arap saçı (rezene), turp otu, ebegümeci, akkız (şevketi bostan kökleri), cibez, istifno, hindiba (radika), papule, hardal otu, deniz börülcesi, zaho, ısırgan otu, kuzu kulağı, muhliye, kazayağı. Bazılarının ismini ilk defa duyduğumuz bu yabani otun, kimileri taze bırakılarak, kimileri haşlanarak kimileri de kavrularak, yumurtalı izvinya, ahtapotlu akkız, supyalı arapsaçı, kıymalı ebegümeci gibi yemeklere dönüşüyor. Her salatada sıcak ve soğuk mezede, deniz mahsulünde ve et yemeğine mutlaka birisi lezzetini katıyor. Kimileri mevsiminde, kimileri yıl boyunca bulunabilen bu otların, gelinlik kız gibi demetlenerek sergilendiği Ayvalık Pazarları, adeta birer aromatik geçit töreni yaşatıyor.

1.Gün: Ayvalık Sokakları

Ayvalık’a İstanbul’dan Subaru’muz ile 5 saatlik rahat bir yolculuktan sonra, denizin kıyısındaki harika otelimiz Sızma Han’a yerleştik. Ardından ver elini eski Ayvalık, kendimizi tarihi evler ile bezenmiş sokaklara bıraktık.

Ayvalık’ın kara tarafındaki İsmet Paşa Mahallesinde doğru girip, Ayvalığın en güzel taş Rum evlerinin yer aldığı bir Cumhuriyet, İsmet Paşa ve Maraşal Fevzi Çakmak caddelerini bir ileri bir geri yürüyerek dolaşırken harika bir keşfimiz oldu: La Maison de Barbara. Burası bir sanat evi. Eski bir deri yıkama atölyesinden kalma tarihi bina, Şerif Kaynar tarafından satın alınıp, mimar Fırat Aykaç ve tasarımcı Tulya Madra tarafından çelik konstrüksüyon, beton, sarımsak taşı ve zeytin ağacı kullanılarak, 13 metre tavan yüksekliğinde muhteşem bir sanat evine dönüştürülmüş. Şerif Kaynar’ın hayranı olduğu 1930-1997 yılları arasında yaşamış Fransız piyanist şarkıcı Barbara’ya adanmış bu mekan, farklı sanatçılara bir süre çalışma ve yaşama alanı olarak ev sahipliği yapıyor. Yerli ve uluslararası tüm disiplinlerdeki sanatçılara, yazarlara, müzisyenlere, akademisyenlere, kuratörlere ve kreatif kişilere açık olan bu ‘Residency’ programı kapsamında seçici komite tarafından seçilen sanatçılar, 3 Katlı 80m2’lik ana bina, 35m2’lik avlu ve 30m2’lik stüdyo alanında, 5 hafta ile 16 hafta arasında konaklayıp sanat çalışmaları gerçekleştiriyor, ve kendi eserlerinin yanı sıra evden ayrılmadan Barbara temalı bir eser bırakıyorlar. Bu güne kadar Barbara Fuat Çağatay, Seçil Erel, Mahmut Celayır, Aslı Kutluay, Barış Sarıbaş, Larissa Araz’a ev sahipliği yapmış.

(Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi No.162)

Ufacık bir meydanda kahve molası vermek isterseniz adresiniz Kvcii Coffee House. Yine tarihi tek katlı bir Rum taş binasının restorasyonu olan bu keyifli kahve evinde kahvenizi yudumlarken, kavanoz’un kısaltması Kvnz isimli özel tatlılarını da deneyebilirsiniz.

( Cumhuriyet Cad. 4. Sok. No:1)

Diğer çaprazında yer alan Gazozcu Faik’in eski bakkal görünümlü dükkanına bir göz atmayı ihmal etmeyin.

Bir de yolda karşınıza Alef çıkacak sağlıklı organik lezzetlerin yanı sıra paçanga, çin böreği, humus ve günlük lezzetler için uğrayabilirsiniz.

Ardından rota Taksiyarhis Kilisesi Anıt Müzesi. Rumca ‘Baş Melek’ anlamına gelen Taksiyarhis Ayvalık’ın ilk ve en eski kilisesi. Taş duvar ve ahşap sütunlu dış yapısı çok mütevazi olsa da, neo-klasik stilde zarif ve ihtişamlı iç mekanı ve Hz. İsa’nın yaşam hikayesinin anlatıldığı ikonaları oldukça etkileyici. Kilise ilk olarak 15. yy.’da küçük bir kilise olarak inşa edilmiş. 16.y.y. sonu ile 17.y.y. başında bir Rum yerleşkesi olarak Ayvalık epey gelişince, kilise 1753 yılında büyütülmüş. 1844 yılında ise yeniden inşa edilmiş. Ancak birçok deprem geçirmiş olduğun için ilk döneminden geriye eser kalmamış. Bemanın üzerindeki Pavlus ve Petrus’un binanın tanrıya sunumu freskosu ve güney bahçe girişinin üzerindeki 1753 tarihli kitabe, 2. dönemden kalma eserler. Girişin üzerinde yer alan 1844 tarihli kitabe ise kilisenin 3.dönemine ait. Kilise Kurtuluş Savaşından sonra tekel deposu olarak kullanılmış, 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restorasyonu tamamlanmış ve 2013 yılında müze olarak faaliyete geçmiş.

Ayvalık’ta bugün camii olarak işlev gören iki görkemli kilise binası daha var. İlki Saatli Cami. Ayvalık’ın ekonomik olarak en güçlü olduğu dönemlerde 1870 yılında Agios Yannis Kilisesi olarak Rumlar tarafından inşa edilmiş. 1928 yılında mübadele sonrası camiye çevrilip içindeki Hristiyanlık dinine ait freskolar silinmiş. İhtişamlı yapının yüksekliği 24 metre, saatin yer aldığı çan kulesinin yüksekliği 24 metre, ve sonradan eklenen minarenin yüksekliği ise 44 metre. Bahçesindeki çamlar ve çınarların arasında upuzun yükselen çan kulesi ve minare görkemli bir görüntü sergiliyor.

Diğeri ise Çınarlı Camii. Hamdibey Mahallesi’nde doğru ilerlediğinizde Alibey caddesinde yer alan kilise, yine Ayvalık halkının ekonomik ve siyasal yönden en güçlü olduğu dönem olan özerklik döneminde inşa edilmiş ve 1790’lı yıllarda tamamlanmış. 3 dönümlük bir bahçede 600 metrekarelik bir alana Yunan Haçı şeklinde 30 metre yüksekliğinde inşaa edilen kilise gerçekten kocaman ve ihtişamlı bir görüntü sergiliyor. Kilise 1923 yılında camiye çevrilince müezzin mahfili ve mihrap eklenmiş.

Ardından bir Alibey Caddesinin sonuna kadar ilerleyip, meydanda yer alan Şeytanın Kahvesi’nde bir kahve veya koruk suyu içmek için mola verebilirsiniz. Şeytanın kahvesinin isminin bir hikayesi var: Halil sevimli ve hareketli bir çocuktur, çocuk aklı ile Rum kadınlar çalı ateşinde gözleme pişirirken onlara küçük küçük taşlar atar, ama duvarın arkasından attığı için kimse onu göremez. Kadınlar sonunda taşın nereden geldiğini keşfeder ve Şeytan Halil diye çağırmaya başlarlar. Mübadele’den 45 gün önce Ayvalık’a gelen ilk Türk mübadillerden olan Halil bu kahveyi açar. Vefatından sonra çocukları ve torunları kahveyi devam ettirir.

(13 Nisan Cd. No:2)

Hemen yanı başı komuşusu olan Çöp Madam’a mutlaka uğrayın. Ayvalık’a gönül vermiş Kanadalı bir sanatçı olan Tara Hanım’ın başlattığı bu sosyal dayanışma girişimi 10. yılını tamamlıyor. Hiç çalışmayan ve kazancı olmayan Ayvalık’lı kadınlara hem bir meşgale hem de bir gelir sağlayan bu girişimin prensibi şöyle işliyor: Ayvalıklı ev hanımları zaman zaman evlerinde veya atölyede, kumaşlar, cips kağıtları, gazoz kapakları, yem torbaları, un çuvalları gibi geri dönüşüm atıklarını değerlendirerek, çeşit çeşit dekoratif objeler üretiyor ve her ürüne kimin el emeği ise onun ismi konuyor, geliri de o kişiye aylık olarak veriliyor. Bu sayede hem çalışmayan kadınlar ekonomik bir özgürlük kazanıyor, hem de yerel halkın gelen turist ile sadece anlık değil el emeği göz nuru ekolojik hatıralık bir bağı da kurulmuş oluyor.

(13 Nisan Cd. No:2)

Eğer kahve ve tatlı molanızı daha ileride vermek isterseniz Ayvalık’ın en karakterli ve tatlı kafelerinden birisi olan Pino’ya uğrayabilirsiniz. Lezzetleri ve atmosferi çok keyifli. Kahvaltısı için gideni de çok. (13 Nisan Cad. No 27 3.sokak)

Tekrar kendinizi sokaklara vurup, 13 Nisan Caddesi üzerinde ve onu kesen caddelerdeki harika Rum evlerini seyrederek ilerleyip, Merkez Hastane Caddesinden 9. Sokağa inip, yeni restore edilen Ayazma Kilisesini görün. Ayazma, Kemal Paşa Mahallesinde binalar arasında kaybolmuş olan bu tarihi bina, muhteşem bir restorasyon geçirerek Mart 2018’de müze olarak açıldı. İçindeki su kaynağı kutsal ve şifalı kabul edildiğinden Ayazma veya Faneromeni Kilisesi diye anılan kilisenin girişindeki alınlıkta 1890 tarihi yazıyor. Sarımsak taşından Neo-klasik üslüpta inşaa edilmiş kilise, girişindeki Korint tipi dört adet sütunun üzerindeki arşitrav ve üçgen alınlık ile yunan tapınaklarını andırıyor. Zaman içerisinde kilise, zeytinyağı fabrıkası, tütün deposu gibi değişik amaçlarla kullanılan kiliseye, asma kat niteliğinde bir kat eklenmiş. Beşik çatı ile örtülmüş ve çatının kare bölümlerinin her birinin ortasına alçıdan çiçek kabartmaları yerleştirilmiş. Şimdi çok güzel bir restorasyondan geçerek hem ziyarete açılmış hem de konser ve sergi gibi etkinliklere ev sahipliği yapacak.

Ayazmadan sonra Barbaros Caddesi üzerinden geri dönüp, Macaron Mahallesini keşfedin. Türkçe karşılığı Mercanköşk anlamına gelen Latince Marjoram kelimesinden türetilmiş kekik ailesinden bir bitki türü, Rumcada Macaron haline dönüşmüş. Bu mahallede vakti zamanında çok yetiştirildiğinden mahalleye Macaron deniliyor. Ayrıca Girit Mübadilleri tarafından bu bitkiye (kahveye de konulduğu için) ‘‘Kahve kokusu” da denilirmiş. Ayvalık’ın en eski bölgelerinden biri olan Macaron, 100-150 yıllık Neo-Klasik üslupta Sarımsak taşından yapılmış tarihi taş evleri ve dar sokaklarıyla geçmişin izlerini hala yaşatan bir mahalle. Çocukluğumun yazlarının geçtiği, rahmetli babaanne ve dedemin eski Rum evinin olduğu mahalle de burası. Eski aile evinin bulunduğu sokağın başında yer alan Macaron Konağı, Ayvalık’ın eski günlerini canlandıran bir konak. 2014’de burayı gezmiş babacığımın sözleri ile ‘doğduğum sokaktaki bir evin bu kadar güzel restore edilip bir konuk evine çevrileceği, konağınızı gezinceye kadar aklımın ucundan bile geçmezdi’.

Ardından Barbaros caddesi üzerinde ilerleyip, Macaron’un tarihi kahveleri olan Mor Salkım veya Çamlı Kahve’de bir kahve molası veya Macaron Muhallebicisi’nde bir tatlı molası verebilirsiniz.

(Barbaros Cd. 15. Sk.)

Şimdi biraz antikalara göz atma zamanı. Barabros Caddesi 9. Sokaktaki Antikacılar Sokağında yer alan Antiklopedi, Çingene Antik, 1903 Antik ve Cafe S gibi dükkanlarda Eski Rum evlerinden çıkan ahşap, cam, demir mobilya, sehpa, kapı ve objeleri bulabilirsiniz. Canınız tatlı çekti ise cicili bicili şirin bir kafe olan Cafe Caramel’in ünlü irmik tatlısının tadına bakabilirsiniz

(Barbaros Caddesi 9. Sokak)

Ardından sanata, tasarıma ve eğitime destek derneği olan Destek Tasarım Akademisi’ne uğrayın. Film gösterimleri, resim, heykel ve fotoğraf sergileri, müzik dinletileri, söyleşi ve atölyelerin gerçekleştiği, sanatçıların eserlerini bağışladığı koleksiyonun satıldığı ve derneğin işletmesi olan Kafedemia isimli kahve evinden elde edilen gelirlerin derneği desteklediği bu mekan, kültür ve sanata destek olmanız için biçilmiş bir kaftan. (Barbaros Cad. 46-48) Yanı başındaki sokakta yer alan Sanat Fabrikası Tiyatrosu’nda ise tiyatro ve dans gösterimleri gerçekleşiyor.

(Barbaros Cd. 4. Sk. No:2)

Sanat Fabrikasının hemen karşısında yer alan Alpimona’da Aygen Köse’nin yastıkları, el yapımı bez bebekleri ve Füsun Aydınlık’ın el boyama taş ve taş takılarına bir göz atın mutlaka.

Şimdi önce yemek sonra da alışveriş zamanı. Ayvalık’ın köklü lezzet esnafının ve duraklarının bulunduğu trafiğe kapalı Talatpaşa Caddesine girin. Acıktıysanız bir çeşit çeşit çorbaları, börülce, bamya, kabak çiçeği dolması gibi taze günlük zeytinyağlıları ve ev yemekleri inanılmaz lezzetli esnaf lokantası Paşa Çorba’da bir mola verin.

(Talatpaşa Cad. No:14)

Eğer lor tatlısı almak istiyorsanız adresiniz ya İmren Pastanesi ya da Güler Tatlıhanesi. 1946’dan beri lor tatlısı ve lor kurabiye dendiğinde akla gelen ilk yerlerden birisi Güler Tatlıhanesi. En önemli özelliklerinden biri kurabiyelerde karbonat yerine kül suyu, şeker yerine ise üzüm suyu kullanmaları. Midilli Adası’ndan getirdikleri sakız da kurabiyelerine lezzet katıyor. (Talatpaşa Cd. No:34)

Bizim ailemizin lor tatlısı durağı ise İmren Pastanesi. Günlük tazecik yapılan lor tatlısını yazları sakızlı dondurma ile servis ediyorlar ve Ayvalık’ta sakızlı dondurmayı ilk kez yapan yer burası. Damla sakızlı kurabiyeleri de harika.

(Talatpaşa Cd. No:45)

Zeytin, taze lor, Ayvalık sepet peyniri, isli peynir gibi mandıra ürünleri, enginar, sabun ve çam fıstığı alışveriş için ise adres 3 kuşak bir arada Ayvalık’ın lezzet temsilcisi olan Kesebir (Belediye Cad. No:3)

Zeytinyağı alışverişiniz için ise adresiniz Süner Pasajı girişindeki Kürşat. Girit’te Ayorya köyünde uzun yıllar zeytincilik ve zeytinyağcılık ile uğraşmış, Sardunya adasından getirdikleri özel toprak ile yaptıkları sarnıçlarda beklettikleri zeytinyağları Avrupa’nın birçok yerine ihraç etmiş bu zeytinci aile, 1923’de mübadele ile Ayvalık’a yerleşmesi ve 1931’de eski aile geleneklerini devam ettirmek üzere fabrikasını kurmuş. Kuşaklardır devam eden bu özen ve titizliğin ürünü olan zeytinyağları gerçekten çok lezzetli. Her birinin farklı bir hikayesi olan sabunları da harika, Dükkanda ayrıca seramik sofra ve mutfak elemanları, ahşap ürünler, ev tekstil ürünleri de var.(Gümrük Caddesi, Süner Pasajı Girişi)

Şimdi istikamet muhteşem porselen tasarımları ile gönüllerimizi ve sofralarımızı fetheden Santimetre. Tulya Madra ve Fırat Aykaç tarafından kurulan Santimetre’de her biri muhteşem renklerde ve tasarımlarda, nevi şahsına münhasır gündelik kullanıma uygun kahve bardaklarından sütlüklere, kaselerden kupalara, tabaktan sürahiye, harika porselen ürünler var. Az ama öz üretmeyi tercih eden, bu sebeple de ufak adımlarla öğrenerek büyümeyi sembolize eden Santimetre ismini almış. Eskilerden esintiler taşıyan tasarımları ile hikayesi olan objeler yaratıyorlar. Mesela sapı zeytin ağacı dalından oluşan kahve cezvesinin hikayesi mart ayı ve sonrasında yapılan zeytin ağacı budamalarından elde edilen birçok zeytin ağacı dalının yakılmaya terk edilmesine isyanlarından çıkıyor. Bu yaratıcı koleksiyonda bakır cezvelerden plastik kaplara, cam bardaklardan metal içki mataralarına, gümüş tepsilerden emaye ibriklere kadar geniş bir yelpazeye uzanan mutfak ürünlerini porselen olarak ve çeşitli renk seçenekleriyle bulabiliyorsunuz.

(Talat Paşa Cad. Eminzade İşhanı no: 52/2)

Ardından adres Ayvalık’ın en önemli ve değerli kültür durağı Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi. Kısaca AIMA olarak bilinen bina, 1988 yılından bu yana üst düzey müzik eğitimi veriyor. Yerli ve yabancı müzik öğretmenleri tarafından verilen müzik uzmanlık kursları ve ustalık programları düzenliyor. AIMA ustalık eğitimi yanında Ayvalık yöresindeki genç müzik meraklılarının keman, piyano gibi müzik aletlerini çalmayı öğrenmelerini de sağlıyor. Tınçay ve Haluk Barutçuoğlu’nun, müzik okulu olarak kullanılmak şartı ile Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı’na bağışladığı deniz kenarında bahçe içindeki 3 katlı eski Rum evi, değerli Türk yazarımız Sabahattin Ali’nin kızı Prof. Filiz Ali’nin önderliğinde programlarını yürüten ve bağışlar ile yaşayan bir akademi. Keman ve piyano seslerinin eksik olmadığı bina yazları Taksiyarhis Kilisesi ile birlikte Klasik Müzik Festivali kapsamındaki konserlere de ev sahipliği yapıyor.

Son olarak da Sezai Ömer Madra Tarihi Zeytinyağ ve Sabun Fabrikası’nı dışardan görmenizi öneriyoruz. Kuşaklardır zeytinyağı üretimi ve ticareti ile uğraşan Madra Ailesinin dedeleri Sezai Ömer Bey 1919 yılında Midilli adasından Ayvalık’a gelip deniz kıyısındaki yağ ve sabun fabrikasını kurmuş. Şimdi içerisi boş olan bu görkemli bina, zamanında zeytinyağı ve sabun fabrikaları ile dolu olan Sakarya mahallesini gözünüzde canlandırmanız için ideal bir örnek.

Artık Bir kadeh Ma’adra şarabı eşliğinde enfes bir gün batımı izlemek için Sızma Han otele dönmek için doğru zaman. Göl gibi denizin karşı kıyısındaki tepelerine batan güneş, gökyüzünde ve denizin üzerinde sergilediği muhteşem ışık oyunları ile her akşam farklı bir şaheser tablo sunuyor.

Bu kadar yorgunluğun üzerine akşam yemeğini yemek için en güzel adres Sızma Han’ın restoranı. Denizin yanı başında yemek yediğiniz restoranın sunduğu lezzetler köklerini Ayvalık mutfak kültüründen alan ‘yeni nesil’ bir anlayışın eseri. Ve yemek konusunda gerçekten iddalılar. Ne de olsa mutfak Ayvalık’ın en rafine mutfaklarından birisi olan Hane’nin kurucusu Hande Solakoğlu’na emanet. Rakı & balık & meze kültürüne İtalyan esintileri taşıyan menü, deniz mahsülleri ağırlıklı. Fonda tatlı tatlı Leman Sam, Birsen Tezer gibi caz esintileri dinlerken kırlangıç ile balık çorbası, fırında pancar, isli kalamar, deniz mahsüllü risotto, şarap soslu kaburga, 3 gün dinlendirilmiş ayva tatlısı, şarap soslu armut gibi harika lezzetlerin tadına varıyorsunuz. Tabii bir de Ahmet Kaptan’ın akşam tazecik tutup getirdiği istakoz, midye, kalamar, balık ne varsa onu hemen pişirip sofranıza koydukları sürpriz lezzetleri de var.

Yemek sonrası bir içki için ise Babu’ya uğrayabilirsiniz. Dünyayı gezmiş görmüş, zeytini ilk olarak işlemiş Ayvalıklı ressam Bülent Bey’in atölyesine o kadar çok gelen giden oluyormuş ki, sonunda mekanını Arts & Crafts Bar’a dönüştürmüş. Kendi tabloları duvarları süslüyor. Caz, blues ve rock ağırlıklı müzik çalan bar her gece 11:00’de açılıyor

(Gümrük Cad. 2. Sok)

Ayvalık izlenimlerimiz, keşiflerimiz, yörenin mutfak kültürü ve lezzetleri, tarih ve coğrafi bilgileri ve Ayvalık takvimini www.yolculukterapisi.com/ayvalik yazımızda bulabilirsiniz.
Adım adım Ayvalık ve civar keşifleri için detaylı olarak hazırladığımız 5 günlük rota, yeme-içme-tadım ve görülecek yerleri içeren önerilerimizi: www.yolculukterapisi.com/ayvalikrotalar yazımıda bulabilirsiniz.

Ayvalık’ta keşfettiğimiz harika otelleri www.yolculukterapisi.com/ayvalikoteller yazımızda bulabilirsiniz

Cunda’da kalbimizi fetheden Otel, Restoran, Plaj, Sanat ve Alışveriş önerilerimiz ve rehberimizi www.yolculukterapisi.com/cundarehber yazımızda bulabilirsiniz.

Cunda izlenimlerimiz, gezilip görülecek yerleri içeren rota ve adres önerilerimizi http://www.yolculukterapisi.com/cunda/ yazımızda bulabilirsiniz.

Bergama Antik Kenti, Bergama mahalleleri keşiflerimizi, izlenim ve önerilerimizi detaylı olarak www.yolculukterapisi.com/bergama yazımızda bulabilirsiniz.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][/vc_tta_accordion][/vc_column][/vc_row]


Önceki Rotalar Sonraki Rotalar

keyboard_arrow_up